Metaverse Nedir?

İnternetin dünyamıza girmesi ve teknolojik gelişmelerin hızla yol katetmesiyle birlikte alışkanlıklarımız ve adapte olduğumuz dijital ekosistem de oldukça farklılaştı. Teknoloji ilerledikçe telefonlar ve bilgisayarlar git gide küçülmeye başladı. Sosyal medyanın da son 10 yılda geçirdiği evrimler ile birlikte kendimizi sürekli güncel tutma gereği hissediyoruz. 

Bu hız ve gelişime bağlı olarak, dijital çağı bir sonraki aşamaya taşıyan önemli bir kilometre taşı da geçtiğimiz günlerde hayatımıza damga vurdu. Mark Zuckerberg, 28 Ekim’de gerçekleşen Connect 2021 etkinliğinde yaptığı lansmanla Facebook isminin Meta olarak değiştiğini açıkladı. Lansmanda değindiği konu ise bazıları tarafından internetten sonra gelen en büyük buluş olarak tahmin edilen Metaverse idi.

Kendimize ait avatarların olduğu, dijital para ve objelerin bulunduğu, işleyen bir ekonominin bulunduğu 3 boyutlu bir düzlemden bahsediyoruz aslında. Aklınıza gelen konu eğer sadece günümüzde internet ortamında oynanan oyunlarsa, Metaverse sadece bundan ibaret değil. İçinde yaşayabileceğimiz ve belki de gelecek yıllarda tat, koku gibi kompleks duyuları da deneyimleyebileceğimiz, kendi gerçekliğimiz dışında ikinci bir dünya Metaverse. Konuya girmeden önce, yazıyı daha iyi anlaşılabilir hale getirmek için, gündemde popüler olan ve Metaverse içerisine entegre edilebilecek bir kavramdan daha bahsetmek istiyorum: NFT

NFT Nedir? 

Dolar, Ethereum, Bitcoin gibi değiştirilebilir varlıkların aksine NFT(Non Fungible Token) değiştirilemez dijital varlıkları ifade ediyor. Elinizde 100 dolar olduğunu hayal edin, yakın bir arkadaşınız elindeki 100 doları sizinle takas etmek istediğini söyledi ve bunun sonucunda elinize farklı seri numaralı bir 100 dolar geçmiş oldu. Ama nihayetinde elinizdeki para 100 dolar olarak kalmış oldu. NFT’ler ise kendine has özelliklere sahip, diğer tokenlarla aynı değere sahip olmayan özgün ve değiştirilemez dijital varlıkları temsil ediyor. Sanat ve oyun dünyasının önemli bir parçası olma konusunda önemli adımlar atan ve dijital dünyanın ana mercekleri arasında olan NFT varlıklar arasından bazı dudak uçuklatan örnekleri sizinle paylaşmak istiyorum: 

Twitter’ın CEO’su Jack Dorsey attığı tweeti 2.9 milyon dolara açık artırmaya çıkardı.

Mike Winkelmann Christie, bilinen adıyla Beeple, yaratmış olduğu dijital bir sanat eserini 69.3 milyon dolara sattı. 

CryptoPunk #9998 adlı bir NFT 530 milyon dolara satıldı.


Metaverse’ün Geleceği Nasıl Olabilir? NFT’ler Metaverse’de Anahtar Niteliği Taşıyor Olabilir Mi?

Gucci firması Roblox adlı oyunda, oyunu oynayan insanların kendi avatarları için NFT olarak satın alabilecekleri çantaları, gözlükleri ve şapkaları “Gucci Koleksiyonu” adı altında satışa sundu. Geçtiğimiz Temmuz ayında Coca-Cola, Decentraland adlı blockchain tabanlı sanal gerçeklik platformunu kullanan insanların kendi avatarlarına giydirebilmesi için Coca-Cola logolu kırmızı montları NFT olarak satışa sundu.

Bununla kalmayıp, bu sanal platformda eğlenceli bir çatı partisi düzenledi. Bu örnekleri incelediğimizde NFT’lerin Metaverse’e yavaş yavaş entegre edilmeye başladığını görebiliyoruz. Bu entegrasyonun da aslında bizlerin bu sanal atmosferdeki başka insanlarla olan etkileşimine de farklı bir yön katmaya başladığını söylemek mümkün.

Hiç sanatçıların kendi eserlerini satılığa çıkardığı bir resim sergisine katıldınız mı? Metaverse belki de bu resim sergilerini bile sanal bir atmosfere taşıyabilecek. İnsanlar bu dünyada kendi yönettikleri avatarlarıyla beraber bu sergiye katılabilecek ve burada bulunan dijital eserleri yani NFT’leri satın alabilecek. Bu sanal dünyada görebildiğimiz ve dokunabildiğimiz belki de milyonlarca dolar değerinde olabilecek bu dijital nesnelerin gerçek dünyamızda fiziksel olarak var olmaması hem büyüleyici hem de bir anlamda korkutucu.

Korkutucu demişken tereddütlü yaklaşmamız gereken bir konunun da altını önemle çizmek gerekiyor ki o da kişisel verilerimizin dijital ortamda serbestçe paylaşılabiliyor olması. Dijital ile iç içe olan birçok kişinin rahatlıkla hatırlayabileceği gibi; Mark Zuckerberg bundan 3 yıl önce, kullanıcı verilerini ve kullanıcıların özel hayatlarına dair bilgileri satmakla yargılanmış ve bunun sonucunda oldukça yüklü cezalar ödeyerek, Facebook’un bu tipte bir yaklaşım içerisine bir daha girmemeye özen göstereceğinin garantisini vermişti. Bu gelişme üzerine, yargılanan bir kişinin Metaverse gibi dijital dünyayı derinden etkileyecek bir gelişmeye öncülük etmesinin ne kadar doğru olduğu tartışılır bir konu haline geldi. Facebook veya yeni adıyla Meta gibi, mevcut düzenimizde alışkanlıklarımızı ve isteklerimizi takip eden, verilerimizi biz farkında olmadan kullanan firmalar, Metaverse gerçekliği içerisinde şeffaflığı nasıl koruyabilir sorusunun da üzerine düşünülmesi gerekiyor.


Schindler’in Listesi, E.T. gibi baş yapıtların yönetmenliğini yapan Holywood’un usta yönetmenlerinden Steven Spielberg’in Ready Player One filminde, Metaverse dediğimiz bu konsept bize çok da uzak olmayan 2045 yılında, Oasis adlı bir dünyada geçen bir distopya olarak yorumlanıyor.

Bu dünyada insanlar yaratmış oldukları avatarlarla istediği kimliğe bürünebiliyorlar. Uzun, kısa, kilolu, zayıf, erkek, kadın ve hatta başka bir ırktan bir karakter bile olabiliyorlar. Birçok platformun iç içe barındığı bu evrende, insanların içerisinde gerçek hayatta yapmayı bile hayal edemeği şeyleri yapabilmesi mümkün hale geliyor. İnsanların gerçekten olmak istediği kişiler gibi davranabildiği ikinci bir dünyayı anlatıyor bu film.

Tabi ki bunun karanlık bir tarafı da var. Bu dünya büyük bir firma tarafından yönetiliyor ve içerisinde barınan insanlar bu Metaverse dünyasında öldüklerinde avatarları sıfırlanıyor, yani ellerinde olan silah, ev, araba, para gibi bütün dijital varlıklar, belki de başka bir deyişle NFT’ler de kendi avatarlarıyla birlikte sonsuzluğa gömülüyor. Artık bu dünyada elde edilen mal varlıkları ve hatta kurulan arkadaşlıklar ve ilişkiler o kadar önemli bir hal alıyor ki, artık insanlar hayati ihtiyaçları dışında Oasis adındaki bu distopik Metaverse’de yaşamayı tercih ediyor.

Üzerine düşündüğümüzde, aslında bu senaryonun temellerinin günümüzde atılmakta olduğunun ve gerçekleşmekten çok da uzak olmadığının farkına varabiliriz. Hatta günümüzde popülerliğini koruyan ve Ready Player One gibi teknolojik distopyalara değinen Black Mirror ve Matrix gibi yapımlar da aslında yavaş yavaş bu tarz gelişmeleri bilinçaltımıza işliyor olabilir.

Sonuç olarak Metaverse ve NFT gibi dijital dünyamızda belki de evrim niteliği taşıyacak bu kavramlar, tarihin en büyük buluşlarından olan bilgisayar, internet gibi hayatımızı kolaylaştırabilir ve şu anki yaşam biçimimize farklı bir yön verebilir. Tabii ki geleceğimizi şekillendirecek bu gizemli ve heyecanlı dünyayı düşlemek heyecan verici. Şimdilerde kitaplarda ve filmlerde gördüğümüz, kurgu olarak önümüze serilen Metaverse, günümüz teknolojisinin ne kadar yol katedeceği ve bunun sonucunda gerçek bir distopyayla karşı karşıya kalıp kalmayacağımız sorularını aklımıza getiriyor.

Fakat bu sorular önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde kolaylıkla cevaplanamayacak gibi görünüyor. İçinde yaşamaya hazırlandığımız ikinci bir gerçeklik simülasyonu şu an yaşadığımız gerçeklik hakkında aklımıza bir soru daha getiriyor: şu an hali hazırda içinde yaşadığımız gerçeklik de aslında bir çeşit Metaverse’ün parçası olabilir mi?